Genel

Bugün Benim Doğum Günümdü

Doğum günüm vesilesi ile çeşitli iletişim araçlarından arayarak ve yazarak, kutlama yapan dostlarıma geri dönüş yapamıyorum. Şahsımı önemli görerek, bu günümü anlamlı kılıp, kutlama yapan tüm dostlarıma sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum. Tüm güzellikler sizinle olsun….
Mevsimlerin en güzeli olan ilkbaharın en güzel aylarından Nisan ayının 23 sabahında, bugün benim doğum günüm diye başladığım bir günü, “bugün benim doğum günümdü” diyerek tamamlıyorum.
Bir gün geçiyor ve bir günler bir ay, bir yıl oluyor ve bir yaş daha yaşlanıp bir ömrü tamamlıyoruz. Bu özel günümde doğum günümü kutlayan yüzlerce güzel insanı görünce, bu teşekkür yazısını yazmadan geçemiyorum.
Kutlama yapan tüm tüm akraba ve arkadaşlarıma, ‘’…hep birlikte güzel günler diliyorum. Zira yalnız gidilen yollar ve yıllar anlamsızdır. Birlikte sıhhat ve huzur içinde gidilen yollar ve yıllar dileği ile…” diyerek cevap vermeye çalıştım. Bu mesajıma bir arkadaşım “merak etmeyin, herkes yalnızdır aslında, yalnız gelir yalnız gideriz, yeter ki kalabalıkta yalnız olmayın…” diyerek cevap verirken, onunda haklı olduğunu düşündüm. Mesele gerçek bir dostu, arkadaşı bulmak ve sevdiğimizi gerçekten samimi ve içten duygular ile sevmek dedim. Çoğu zaman dinlediğim şarkının etkisinde kalıp yaşıma, başıma bakmadan “penceresiz kaldım Anne” diye haykırmak istediğim zamanları düşündüm. Yaşımın neresinde olursam olayım, darda kaldığımda, çocukluğuma sığındığım ve ilk medet umduğum çağrış aklıma geldi ve ‘’Annem’’ diyesim geldi..! desem de nafile olacağını düşündüm. İlk kez annemin olmadığı ikinci yaş günü kutlamanın üzüntüsünü yaşarken, o melek yüzlü kadına dualarım ile rahmet diliyorum. “Ah Annem” seni çok özlüyorum diye, yüreğimden gözyaşı döküyorum. Geçen yılları düşünürken sevdiklerim, sevenlerim, sevip diyemediklerim, kıymet bildiremediklerimin hepsi bir film şeridi gibi gözümün önünden geçiyor. Ve en çok unutamadığım, bugün benim yaşımda yani daha 57 sinde kaybettiğim sevgili babam, bir kez daha yüreğimi sızlatıyor. Volkan Konak, ‘’Ben onu sevdim, ya o beni’’ diye söylerken, Tahir ile Zühre’nin hikâyesini hatırladım ve “sen elmayı seviyorsun diye elma seni sevmek zorunda değil’’ sözüne bir kez daha hak verdim. Doğum günümü her türlü iletişim araçları ile kutlayan yüzlerce yüzü, gönlü ve düşüncesi güzel insana nasıl teşekkür edeceğimi düşünürken, her yıl yazmayı gelenek hâline getirdiğim, teşekkür yazısı ile birazda iç dünyamı paylaşmak istedim. Bunca özel ve güzel insanın kutlaması dışında “ah olsaydı, yada oda arasaydı, bir sesini duysaydım, yaşasa da görseydim” diyeceğim insanlarımı da hatırladım. Bu yaşlılık günümde, geçen yıllarımın muhasebesini yapmıyorum. Yaşadığım sürede yapmış olduğum yanlışlarımı ve doğrularımı zamanında değerlendirmeye çalıştım. Bazen ders aldım, bazen boş ver diyerek geçiştirdim. Yanlış yaptım ama asla yanlış adam olmadım diye kendimle gurur duyduğum zamanlarım oldu. Olumsuzluklar karşısında pes etmedim. Gün, ay yâda yıl bitse ne olur, yarınlarda var dedim. En zor durumlarda ‘’Allah var, gayle yok’’ diyerek, kendimi en emin olana havale etmenin güven ve huzurunu yaşadım.“ Nerede olursanız olun, nereye giderseniz gidin, olduğunuz yer, gittiniz yol ve seçtiğiniz insan düzgün olsun… ” sözüne uygun olarak düzgün insanlar ile muhatap olmaya çalıştım. Bu insanlara sahip çıktım, vefalı oldum ve yanlarında oldum. Asla adam satmadım ve adam satana meyil etmedim. Bu yaşıma kadar dik durmaya, haksızlık karşısında susmamaya çalıştım. Eğilmedim ve hiç kimsenin karşımda eğilmesine izin vermedim. Öğrenmenin yaşı veya sınırı yok dedim. Sürekli öğrenerek kendimi geliştirmeye çalıştım. Çalıştığım her kuruma fark katmayı ve yaptıklarım ile fark yaratmayı amaçladım ve başardığıma inanıyorum. Şiir’de, “ ben gideyim yol gitsin, ben gideyim yol gitsin’’ derken, ‘’ ben gideyim yıllar dursun” demek istediğim zamanları düşündüm. ‘’Yol gitsin, hayat sürsün ama yıllar dursun!’’ İnsanın nefsine ne hoş gelir. Ama yaşamın yada yaradılışın gerçeği yol giderken, yılda gidiyor ve bir ömür tükeniyor. Hepimiz aynı kaderi yaşıyoruz ve yaşadığımız ömrü sonunda tamamlıyoruz. Biten yollara ve geçen yıllara üzülüyoruz. Sona gelinen yol ve azalan yıl ile dünyaya veda etmeye yaklaşıyoruz. Aslında mesele yolların bitmesi, yılların geçmesi değildir. Mesele gidilen yollarda, bitirilen yıllarda güzel hatıralar, güzel insanlar ve güzel eserler bırakmaktır.
Yaşamak yaralanmaktır, diyor bilge…

Yaralandıkça tanıyor insan; hayatı, kendini ve hatta bir başkasını…

Acıyı da tanıyor merhemi de…

Ömrü bir yara almadan geçirsen, bunu yaşamaktan sayamazsın; tanımadan hayatı, ölemezsin…

Nefes almak ve vermek gibi sevmek ve sevgiden yaralanmakta yaşamın bir parçası…


Geçen yıllarımda bana sevinç ve mutluluk yaşatan aileme, dostlarıma ve tanıdıklarıma sonsuz teşekkürler ediyorum. Bu sürede beni üzen, mutsuz eden, haksızlığını gördüğüm herkese ise hakkımı helal ediyorum. Canımın yandığı zamanlarda, her ne kadar nefsime teslime olup incittiklerim olsa da, Hacı Bektaşi Velinin “incinsen de incitme” düsturuna uymaya çaba gösterdim. Canımı acıtanın canını acıtmak istediğim zamanlarda hep aklıma Mevlana’nın, “Ya canın acıya acıya adım atacaksın ya da canını acıta acıta söküp atacaksın” sözü geldi ve dur nefsim dedim. Bu vesile ile kimseye kırgınlığımı yeni yaşıma taşımadım ve yaşadığım yeni yaşlara, yeni yıllara da taşımayacağım.
Herkes dostluğumdan ve sevgimden emin olsun. Kırılmıyorum, kızmıyorum, nefret etmiyorum ve tüm bu olumsuzluklar karşısında herkese “seni, sizi, sizleri seviyorum” diyorum…”Marifet nedir bilirmisin..?
Taşlara bakan gözlerin çiçekleri görmesidir..!”
Bende taşlara bakarken çiçek görmeye çalışıyorum. Tekrar ve tekrar bu doğum günümde, varlığını hissettiren herkese sonsuz teşekkür ediyorum.

Zaaf bile olsa, sevmenin ulvî değerini yaşamaya değer…


#ekremozturk

Ekrem Öztürk

Kırşehir’in tek Çerkez beldesi olan AKÇAKENT'TE doğdum. İş yaşamına 1984 yılında Ankara’da GALKON A.Ş de Çelik Konstrüksiyon Teknisyeni olarak başladım. Daha Fazla...

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu